"Davranışlarına bakarak bir insanın gey, lezbiyen, biseksüel olduğu anlaşılabilir."
Kişinin toplum içinde davranışları, giyim kuşamı, konuşma tarzı, diğerleriyle ilişki biçimi, başkaları tarafından "kadınsı" veya "erkeksi" olarak değerlendirilebilir. Bu özellikler cinsel yönelimle değil, toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgilidir. Bu rollerle ilgili değerlendirmenin ölçütleri kültürel olarak şekillenir; yani, bir kültürde kadınsı bulunan özellikler diğerinde erkeksi olarak değerlendirilebilir. Eşcinsellikle ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri, geylerin kadınsı, lezbiyenlerin erkeksi olduğudur. Kuşkusuz bu eşcinsellerin bir bölümü için doğrudur. Karşı cinse özgü olduğu düşünülen davranış ve dış görünüşe sahip bireyler, kalıplaşmış toplumsal cinsiyet normları nedeniyle daha çok göze çarptıkları için, kadınsı geyler ve erkeksi lezbiyenler daha çok göz önündedir. Ayrıca ne tüm erkek eşcinseller kadınsıdır, ne de diğerlerince kadınsı bulunan özelliklere sahip her erkeğin eşcinsel olduğu iddia edilebilir. Aynı durum kadınlar için de geçerlidir.
"Cinsel yönelim, istemli bir tercihtir."
Kimse, cinsel ve duygusal olarak hangi cinse ilgi duyacağı konusunda karar vermemiştir. Nasıl ki hiçbir heteroseksüel, karşı cinsten hoşlanmaya ergenliğinde karar verip, hayatını bu doğrultuda şekillendirmiyorsa, eşcinseller ve biseksüeller de bu doğrultuda bir tercih yapmamıştır. Kişinin karar verebileceği alan cinsel yönelimi değil, cinsel yönelimi doğrultusunda nasıl birliktelikler yaşamak istediği, kendini toplum içinde ne kadar ve nasıl ifade edeceğidir. Bu seçimlerle ilgili seçenekler, eşcinseller için de heteroseksüeller için olduğu kadar çok sayıda ve bireye özgüdür.
"Eşcinsellik doğaya aykırıdır."
Eşcinselliğin biyolojik ya da genel olarak doğaya uygun olmaması, ispatı ya da inkarı mümkün olmayan, bilimsel olarak doğrulanamayacak bir iddiadır. Tıbbi görüşün üremeye yönelik olmayan tüm cinsel davranışları, mastürbasyonu ve heteroseksüel de olsa üreme dışı amaçlarla kurulan cinsel ilişkileri sağlıksız kabul etmesi ile eşcinselliğin hastalık olarak kabulü eşzamanlıdır (Hart ve Wellings, 2002). "Doğaya aykırılık" iddiası, cinselliğin insan "doğa"sında sadece üremeyle sınırlı bir yeri olduğu kabulünden kaynaklanmaktadır; bu ise tıbbın uzun zamandır terk ettiği bir yaklaşımdır.
Doğa bilimcilerin ve biyologların yaptıkları araştırmalarda bugüne kadar orangutan, martı, penguen, kedi gibi 450 kuş ve memeli türünde eşcinsel davranışa rastlanmıştır. Eşcinsel davranışın yanı sıra, eş seçimini kendi cinsi yönünde yapan hayvan türleri ile ilgili gözlemler de mevcuttur. Eşcinsel meyve sineklerinin keşfi, son dönemde cinsel yönelimin biyolojik temeli alanındaki çalışmalarda çok önemli bir rol oynamıştır.
"Eşcinsellik geçici bir hevestir, merakla başlar; zamanında engellenmezse alışkanlık haline gelir Ergenlik döneminde cinsel ilgide artış ve bedensel değişikliklerin belirmesiyle, cinsellikle ilgili merak" olur; bu da çeşitli denemelere yol açabilir. Erkek ve kadınlarda, bu dönemde kendi cinsiyle değişen ölçülerdecinsel paylaşım seyrek görülen bir durum değildir. Bu denemeler, kişinin kendi bedenini tanımasına, diğerlerinin gelişimiyle kendini karşılaştırmasına zemin sağlayabilir. Yapılan çalışmalar, hemcinsle yaşanılan bu deneyimlerin yaşla giderek azalan sıklıkta devam ettiğini göstermekte, erişkin dönemde cinsel yönelimle ilişkisi olmadığını göstermektedir (Wilson ve Rahman 2005). Bu dönemde heteroseksüel birliktelik denemeleri olan eşcinseller olduğu gibi, eşcinsel deneyimleri olan heteroseksüeller de vardır. Başka bir deyişle ergenlikte eşcinsel davranışta bulunmak için, kişinin eşcinsel yönelimi olması gerekmemektedir.
Davranış ve yönelim arasındaki ilişkisizliği gösteren bir örnek de, eşcinsel davranışın erkekliğe geçiş olarak kabul edilip, ergenlik döneminde yüceltildiği kimi toplumlarda yapılan gözlemlerdir. Eşcinsel birlikteliği de içeren çeşitli ritüellerle erkekliğe adım atılan Sambiya toplumunda, erkeklerin önemli bir kısmı erişkinliğinde heteroseksüel bir yaşam sürdürmektedir (Wilson ve Rahman 2005).
Eşcinsel deneyimin zamanla alışkanlık haline geldiği savı, eşcinsel yönelimin öğrenmeyle geliştiği iddialarına dayanır. Bu görüşü savunanlar, eşcinsel deneyime eşlik eden hazzın, bu davranışı pekiştirdiğini ve sürmesini sağladığını öne sürmüş; eşcinsel fantezilerle tiksinme ve hoş olmayan duyumları koşullayarak cinsel yönelimi değiştirmeye çalışmışlardır. Geçmişte bu amaçla elektrik şoku ve bulantıya neden olması nedeniyle apomorfin enjeksiyonu yapılması gibi yöntemler kullanan çalışmalar yapılmıştır (McConaghy, 1969; Bancroft, 1969; Tanner, 1973). Günümüzde etik olarak uygulanması mümkün olmayan bu çalışmalara katılanların cinsel yönelimleriyle ilgili bir değişimden çok, yıllar süren ve tedavi gerektirebilecek şiddette ruhsal ve bedensel örselenmeler yaşadıkları daha sonra yapılan gözden geçirmelerle ortaya konmuştur (Smith ve ark, 2004). Ne heteroseksüellik, ne de eşcinsellik öğrenilen bir özellik değildir. Hangi yönelimde olursa olsun, cinsel deneyimle yaşanılan haz, bağımlılık yapan maddelere benzer şekilde bir alışkanlığa neden olmamaktadır.
"Eşcinsellik bir ruh hastalığıdır; tedavi edilmelidir."
Eşcinsellik, yaklaşık kırk yıldır ruh sağlığı uzmanlarınca bir bozukluk olarak kabul edilmemektedir. Genel bilimsel kabul, eşcinsellik, biseksüellik ve heteroseksüelliğin, geniş insan cinselliği yelpazesinin birbirinden üstün olmayan, daha az sağlıklı ya da normal kabul edilmeyen, ruhsal ve sağlamayan, "bireysel ve toplumsal işlevler açısından farklı olmayan cinseJ yönelimler olduğudur. Cinsel yönelimin kişinin temel, zaman içerisinde değişiklik görülmeyen özelliklerinden olduğu; ancak davranış, kendini ifade ve tanımlama gibi boyutlarda değişkenlikler gösterebildiği bilinmektedir. Eşcinsellik bir bozukluk olmadığı için tedavi edilmesi de söz konusu değildir. Baskın olan heteroseksist ideoloji nedeniyle, heteroseksüellik dışında cinsel yönelimi olan bireylerin kimlik gelişimlerinin erken evrelerinde cinsel yönelimlerini değiştirmekle ilgili talep ve girişimleri olabilmektedir. Ancak, bir heteroseksüeli eşcinsel yapabilecek ilaç, terapi, cerrahi girişim olmadığı gibi tersi de mümkün değildir. Onarım terapisi adı altında kimi çevrelerce desteklenen uygulamalar, cinsel yönelimi değiştirmeyip kişinin davranışlarına ve kendini tanımlamasına müdahale etmeye çalışan, son tahlilde bireyin bütünlüğünü zedeleyebilecek, etik açıdan tartışmalı, bilimsel dayanağı olmayan uygulamalardır. Eşcinselliğin hastalık olmadığı ve normal karşılanması gerektiğinin sık tekrarlanması, eşcinsellerin cinsel yönelimlerini açıkça dile getirmeleri, medyada yer alması, gençleri eşcinselliğe özendirmektedir."
Halen eğitim sistemimiz heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimleri görmezden gelmekte, yok saymaktadır. Yakın bir zamana kadar yaygın ve kolay erişilebilir kültürel kaynaklarda eşcinsellik, aşağılama, mizah ve toplumun genelleşmiş normlarına uymayan bireylere yönelik baskı aracı olarak yer almaktaydı. Bu tutumun egemen olduğu toplumlarda eşcinselliğin ortadan kalkmadığı, İran örneğinde olduğu gibi daha katı yaptırımlar uygulandığında bile varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Avrupa ve Kuzey Amerika da olduğu gibi, eşcinselliği olumsuzlamayan bir yaklaşımın benimsenmesinin de eşcinselliğin toplumdaki yaygınlığını arttırmadığı düşünülmektedir (Başar ve ark 2010). Benzer toplumlarda farklı tarihlerde veya eşzamanlı olarak farklı kültürel yapıya sahip toplumlarda yapılan yaygınlık çalışmalarında, eşcinselliğin genel toplumda görülme yaygınlığında farklılık saptanmamaktadır (Wilson ve Rahman 2005). Heteroseksist toplum, eşcinsel bireylerin açılma süreçlerini baskılamakta, kendilerini açık olarak var etmelerine engel olmaktadır. Dolayısıyla artan ya da azalan eşcinsellik değil, eşcinsellerin görünürlüğüdür.
Eşcinselliğin görünür hale gelmesinden kaygı duyulması, eşcinselliğin model alınarak yaygmlaşabildiği mitiyle ilişkilidir. Çocuk gelişiminde rol model alma çocuğun davranışları, dünyayı adlandırışı ve dış dünya ile nasıl ilişki kuracağı konusunda etkili olmakta ancak cinsel yönelim üzerinde etkili olmamaktadır. Bununla ilgili en doğrudan kanıtlar, gey ve lezbiyenlerin ebeveyn oldukları ailelerle yapılan çalışmalardan edinilmektedir. Bu ailelerde yetişen çocukların cinsel yönelimleri, heteroseksüel ebeveynle yetişenlerden farklı bulunmamıştır (Gottman 1989, Flaks ve ark, 1995, Bailey ve ark 1995, Golombok ve Tasker 1996).
"Eşcinseller rastgele cinsel ilişki kurarlar. Uzun süreli ve doyumlu beraberlikler kuramazlar."
Eşcinseller de, heteroseksüeller gibi, sadece cinsel paylaşıma dayalı ya da cinsel ve duygusal yakınlığın birlikte olduğu, kısa ya da uzun süreli, eşlerin birbirine sadık kaldığı ya da kalmadığı birliktelikler yaşayabilirler. Her heteroseksüel bireyin cinsel ve duygusal ilişkileri tek tip olamayacağı gibi, eşcinsel bireylerin de ilişkileri kişisel farklılıklar göstermektedir. Homofobinin yaygın ve şiddetli olduğu toplum ve bölgelerde, eşcinsellerin kendilerine eş bulma olanakları oldukça sınırlıdır. Sıklıkla internette sohbet ve tanışma siteleri aracılığıyla; ya da eşcinsellerin biraraya gelebildiği sınırlı sayıda mekanda tanışılabilir. Sevmek ve sevilmek, bir ilişkiye başlamak ve yürütebilmek cinsel yönelimle ilişkili değildir. Eşcinsel bireylerin çevrelerine açık olup, günlük hayatın akışı içinde kendilerine uygun eş bulmaları, heteroseksüellerin hak ve özgürlüklerine sahip oldukları koşullarda mümkün olacaktır. Eşcinselliğin toplum içinde daha özgür yaşandığı coğrafyalarda eşcinsellerin evlilik, miras, çocuk sahibi olma gibi haklar için mücadeleler vermesi, uzun süreli ilişkiler yaşayabilmelerinin doğal sonucudur.
"Eşcinsel bir ilişkide bir kişi erkek, diğeri dişi rolündedir."
Herkesin heteroseksüel olduğunu, değilse de öyleymiş gibi davranmasını dayatan heteroseksist düşünce sistemi, heteroseksüel ilişki içinde de bireylerin hangi rolü oynaması gerektiğini tanımlamaktadır. Heteroseksüel ilişkilerde kadm-erkek rolleri kültürel olarak şekillendirilir. Doğal olarak, her heteroseküel ikilide roller aynı şekilde dağılmamıştır. Eşcinsel ilişkilerde de benzer bir rol dağılımı olmasını beklemek, heteroseksüel düşüncebiçiminin bir sonucudur. İki insan arasında her ilişkide olduğu gibi, farklı işleri, farklı tepkileri üstlenen bireyler olabilir, ama bu ne heteroseksüel ne de eşcinsel ilişkilerde sabittir. Üstelik aynı kişi, aynı ilişkide ya da farklı ilişkilerde farklı roller üstlenebilir.
"Geyler ve lezbiyenler sürekli seks düşünürler ve cinselliklerini sergilemek zorundadırlar."
Eşcinseller, heteroseksüellerden daha az ya da çok cinsellik düşünmez. Aslında sadece, "eş-cinsellik" ile ilgili düşünürken cinsellik kısmı daha çok akla gelmektedir. Ancak cinsellik, eşcinsel bir bireyin yaşamının sadece bir boyutudur. Heteroseksüellerden daha fazla sergileme arayışı içinde değillerdir, ancak eşcinsel olarak var olmak bazılarınca cinselliği sergilemek olarak anlaşılmaktadır. Kimsenin heteroseksüel olduğunu açıklamıyor olması, heteroseksüel cinselliğinin daha az sergilendiği anlamına gelmemektedir. Aksine, gündelik hayat ve popüler kültür ürünleri, heteroseksüel cinsellikle ilgili ima ve yönlendirmeler açısından oldukça zengindir.
Eşcinseller de, heteroseksüeller gibi, kendileri ile cinsel ilişkiye girmek isteyen herkesle eş olmak istemezler. Benzer şekilde, heteroseksüel bir kadın nasıl seçkisiz tüm erkeklere cinsel eş gözüyle bakmıyorsa, eşcinsel bir birey de kendi cinsinden herkesle cinsel ve duygusal yakınlık kurmak peşinde değildir.
"AİDS bir gey hastalığıdır. Geyler HİV enfeksiyonu için riskli gruptur."
HIV enfeksiyonunun ilk saptandığı olguların eşcinsel olması, başlangıçta kimi çevrelerin bunun eşcinselliğe özgü bir hastalık olduğunu düşünmesine yol açmıştır. Oysa zaman içinde, HIV enfeksiyonu ve bu enfeksiyona bağlı olarak zaman içinde gelişen ciddi bir bağışıklık yetmezliği sendromu olan AİDS, her cinsel yönelim, her cinsel kimlik, her cinsiyet, yaş ve ırktan insanda görülmeye başlanmıştır. Böylece bu hastalıkların kimlik özellikleriyle ilgisi olmadığı açıkça ortaya çıkmış, bulaşmanın kan ve kan ürünleri, cinsel ilişki ve anneden çocuğa aktarım yoluyla olduğu öğrenilmiştir. Muhafazakar ve dini çevreler, uzun süre eşcinsellere günah keçisi muamelesi yaptılarsa da, hatta bunun Tanrı nın eşcinsellere gazabı, bir tür ceza olduğunu öne sürecek kadar ileri gittilerse de, bugün HIV enfeksiyonu ile eşcinsellik arasında doğrudan bir ilişki olmadığını biliyoruz. Bu enfeksiyon çeşitli yollarla herkese bulaşabilir, neden olduğu klinik belirtiler de cinsel yönelime göre farklılık göstermez.
Cinsel ilişkide cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için önerilenler, eşcinsel, biseksüel ve heteroseksüeller için farklı değildir. Bulaşma riskini belirleyen kim olduğunuz değil, nasıl davrandığmızdır. Güvenli seks uygulamalarını sergilemeyen her bireyde risk yükselecektir. Bu nedenle bu enfeksiyonla mücadelede risk grupları değil riskli davranışlar vurgulanmaktadır. Eşcinsellerin riskli grup olduğu iddiası, heteroseksüellerin gerçekçi olmayan şekilde kendine güvenip korunmamasına neden olabilmektedir. Uzun süredir enfeksiyonun yaygınlığı ile ilgili veriler, yıllar içinde yaygınlığın artış hızının heteroseksüellerde eşcinsellerden daha yüksek olduğunu göstermektedir. Geylerin daha yüksek riskli varsayılmasmm sebeplerinden biri de anal ilişkidir. Anal ilişki vajinal ilişkiden, o da oral seksten daha riskli olabilmektedir. Ancak bu sıralama korunmasız, prezervatif kullanılmayan ilişkiler için geçerlidir. Daha da önemlisi, anal ilişki sadece eşcinsellerin tercih ettikleri bir ilişki değildir ve tüm eşcinseller anal ilişkiye girmezler.
"Eşcinsel erkekler çocukları cinsel yönden istismar etmeye daha eğilimlidirler."
Pedofili teriminin de içinde yer aldığı Parafililer, genel olarak cinsel dürtülerin nesnesi veya hedefi olarak saplan veya zorlantılı davranış ve fantezinin varlığına işaret eder. DSM-IV-TR sapkın cinsel imge ve davranışlarınolağan dışı veya garip olması gerektiğini vurgulamaktadır. Doğru tanı, parafilik fantezi ve törensel davranışın saptanmasına dayanır. Parafili tanısı konulabilmesi için cinsel uyarılmanın, sapkın fantezilerin davranışsal dışavurumu veya zihinsel tasarımının varlığına bağlı olması; bu davranış, cinsel dürtü ve fantezilerin klinik olarak belirgin sıkıntı ya da sosyal, mesleki veya işlevselliğin diğer önemli alanlarında bozukluklara yol açması gerekir.
Eşcinsellik 1968 yılı DSM-II basımında parafili (egzibisyonizm, zoofili, pedofili, transvestik fetişizm gibi) grubu ile cinsel sapma sınıflaması altında yer alsa da APA nın 1973 te aldığı resmi kararla DSM-II de eşcinsellik kategorisi parafili sınıflandırmasından çıkarılmış ve yerini "cinsel yönelim bozukluğu" kategorisine bırakmıştır. Sınıflandırmadan çıkarılmış olması şu nedenlere bağlıdır: 1) Eşcinsellerin temel düşlemleri heteroseksüellere benzer, genellikle garip ya da tuhaf değildir; 2) Eşcinsel dürtüler heteroseksüel dürtülerden farklı ölçüde zorlayıcı değildir; 3) Eşcinsel ve heteroseksüel davranışın parafiliklerde kaçınılmaz biçimde bulunduğu şekilde ritüelleşmiş ve stereotipik olması gerekmez; 4) Eşcinsel ve heteroseksüel bireylerin fantezi dünyaları parafililerde olduğu gibi fakirleşmemiştir; 5) Eşcinsel düşüncelerin zihinsel yaşamı değişmez biçimde ve aşın olarak meşgul ettiği, herhangi bir eşcinsel etkinliği bastırmanın yüksek düzeyde kaygı veya disforik duygulanıma yol açtığı, veya eşcinselliğin heteroseksüellikten daha fazla bir oranda kişilik bozukluğu ile bağlantılı olduğu gösterilmemiştir; 6) DSM-IV-TR parafili tanısı için karşılıklı, sevecen, sevgi içeren cinsel etkinlik kapasitesinin olumsuz etkilenmesini bir gereklilik olarak ortaya koymaktadır. Bilindiği üzere eşcinsel ilişkiler tıpkı heteroseksüel ilişkiler gibi bu olumsuz etkilenmeleri taşımamaktadır.
Eşcinseller tıpkı heteroseksüel bireyler gibi önlerine gelen her insanla cinsel birliktelik arayışı içinde değillerdir. Çocukları cinsel istismara eğilimli olan bireyler her cinsel yönelimden olabilir. Bu kişilerin daha büyük çoğunluğunun eşcinsel olduğuna ilişkin bir bilgi yoktur.
Psikiyatrist Uzm. Dr.Seven Kaptan
Psikiyatrist Uzm. Dr. Koray Başar
Kaynaklar:
Bailey JM, Bobrow D, Wolfe M, Mikach S (1995) Sexual orientation of adult sons of gay fathers. Developmental Psychology 31:124-129. Bancrofit J (1969) Aversion therapy of homosexuality: a pilot study of 10 cases. Br J Psychiatry 115: 1417-1431. Başar K, Nil MŞ, Kaptan S (2010) Eşcinsellikle ilgili yaygın yanlışlar, bilimsel doğrular. Antihomofobi Kitabı/2, Uluslar arası Homofobi Karşıtı Buluşma, Ankara, KaosGL. Flaks DK, Ficher I, Masterpasqua F, Joseph G (1995) Lesbians choosing motherhood: A comparative study of lesbian and heterosexual parents and their children. Developmental Psychology 31: 105-114. Golombok S, Tasker, F (1996) Do parents influence the sexual orientation of their children? Findings from a longitudinal study of lesbian families. Developmental Psychology, 32: 3-11. Gottman JS (1989) Children of gay and lesbian parents, Marriage & Family Review 14:177-196. Hart G ve Wellings K (2002) Sexual behaviour and its medicalisation: in sickness and in health. BMJ, 324:896-900. McConaghy N (1969) Subjective and penile plethysmograph responses following aversion-relief and apomorphine aversion therapy for homosexual impulses. Br J Psychiatry 115: 723- 730. Smith G, Bartlett A, King M (2004) Treatment of homosexuality in Britain since the 1950s- an oral history: the experience of patients. BMJ, 328: 427-429. Tanner BA (1973) Shock intensity and fear of shock in the modification of homosexual behaviour in males by avoidance leaming. Behav Res Ther 11:213-218.Wilson G, Rahman Q (2005) Born Gay: The Psychobiology of Sex Orientation. Peter Owen Publishers, London.
Uzm.Dr. Sevilay ZORLU
Psikiyatrist & Psikoterapist
www.antalyaterapipsikiyatri.com
Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.
1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5
Tel: 0 (242) 316 98 99
facebook.com/antalyaterapipsikiyatri
twitter/ Dr.SevilayZorlu