Mail : drsevilayzorlu@gmail.com    Tel : 0242 316 98 99





Cetad Antalya Bölge Temsilcisi




Cinsel yönelimin nedenleri

CİNSEL YÖNELİMİN NEDENLERİ

CİNSEL YÖNELİMİN NEDENLERİNE FARKLI YAKLAŞIMLAR VE VARSAYIMLAR

Cinsel Yönelimin Nedenlerine Biyolojik Yaklaşım

Cinsel yönelimi belirleyen nedenlerin araştırılmasında politik tartışmaların yanı sıra yöntemsel güçlükler de vardır. Politik sorunsalların başında bu araştırmaların eşcinsellikle sınırlı izlenimi vermesidir. Bu durum, insana ilişkin bir boyutun anlaşılmaya çalışılmasından çok, belli bir grubun incelenmesine odaklanıldığı anlamına gelir.

Eşcinsel özgürlük hareketinin, yapılan çalışmalar ve bazı araştırmacıların söylemi ile ilgili itirazları eşcinselliğin sıklıkla etiyolojisi ve patogenezi anlaşılmaya çalışılan bir hastalık gibi ele alınmasıyla ilgilidir. Nedenlerin ortaya konulmasından sonraki basamağın, belirli cinsel yönelimlerin gelişiminin önüne nasıl geçilebileceği ile ilgili araştırmalar olması olasılığı tedirgin edicidir. Bilimin sicili, bilim adamlarının iyi niyetine güvenmeyi zorlaştırmaktadır. Diğer bir politik sorun, günlük tıbbi uygulamalarda olduğu gibi, bilimsel araştırmaların planlanması, yürütülmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesinde de heteroseksist önyargıların etkili olma" ihtimalidir. Bunların yan sıra, araştırmanın her aşamasında eşcinsellikle ilgili mit ve stereotipler işler hale gelebilir. Çalışma bulgularının bu olasılık nedeniyle eleştirel okumaya tabi tutulması gereklidir.

Cinsel yönelimle ilgili yöntemsel güçlüklerin başında grubun nasıl tanımlanacağı gelmektedir. Çekirdek cinsel yönelim, yaşam boyu sabit ve tutarlı olduğu gösterilen bir özellikken, kişinin kendisini nasıl tanımladığı, cinsel fantezileri, cinsel deneyim ve davranışları gibi cinsel yönelimin diğer bileşenleri değişkenlik gösterebilir. Hemen tüm çalışmalarda kişilerin cinsel yönelimleriyle ilgili kendi bildirimleri esas alınmıştır. Bazı araştırmalarda, cinsel yönelim ayrımı için, farklı cinsiyetlerden uyaranlara verilen cinsel uyarılma yanıtı nesnel ölçütlerle değerlendirilmiştir; ancak bu uygulaması zor ve katılımcı için külfetli girişimler gerektiren bir yöntemdir. Bir başka sorun da örneklem seçiminin rastgele yapılamıyor olmasıdır. Tüm bu sorunlar dışında, araştırma bulgularını değerlendirirken, cinsel yönelimin kişilerin çeşitli özelliklerinden sadece biri olduğu, çok sayıda önemli olabilecek karıştırıcı değişken olduğunu akılda tutmak gerekir.

Cinsel yönelimi belirleyen psikososyal etmenlerle ilgili yaygın inanışlara karşın, yapılan bilimsel çalışmalarda bu savları destekleyecek bulgular edinilmemiştir (Rahman ve Wilson 2005). Geçtiğimiz yüzyılın ilk yansında, eşcinsel erkeklerin genetik olarak kadın oldukları savı seks kromozomlarının karyotiplenmesi sonucunda terk edilmiş; erişkin dönemde seks hormonları ile ilgili bozuklukların cinsel yönelimi etkilediği hipotezinden eşcinsel erkeklere testosteron uygulanmasının kadına yönelik cinsel ilgisiyi arttırmak yerine, hemcinsine yönelik cinsel arzuyu arttırdığının gözlenmesi ile vazgeçilmiştir. 1980 li yıllardan itibaren, doğum öncesi, beyin gelişimini etkileyebilecek süreçlerin etkisi, beyinde yapısal ve işlevsel değişiklikler ve genetik çalışmalar ön plana çıkmıştır.

Yapılan araştırmalar, seks hormonlarının salınması ve bu hormonlara yanıt ile ilgili erişkinlik dönemindeki değişikliklerin cinsel yönelimi etkilemediğini göstermiştir (Meyer-Bahlburg 1979). Hormonal farklılıkların kadınlarda eşcinsellikle ilişkisi her zaman çalışma konusu olmakla birlikte, geniş örneklemli çalışmalarda, biseksüel/lezbiyen deneyimleri olan kadınların, heteroseksüel kadınlardan seks hormonlarının düzeyleri açısından farklılık göstermedikleri bildirilmiştir (Dancey 1990). Bununla birlikte prenatal döneminde farklı düzeylerde seks hormonlarına maruz kalmanın - özellikle androj enler- eşcinsellikle ilişkisi uzun süredir araştırılmaktadır (Zucker ve Bradley 1995).

Nöroendokrin bulgulara göre, intraüterin dönemde yüksek androj en düzeylerinin etkisi altında kalma beynin yapısının erkeklere özgü nitelikler kazanmasına neden olmaktadır; kadınlarda androj en düzeyinin yüksek olmaması gelişimin daha farklı seyretmesine neden olmaktadır. Bedensel cinsiyete göre farklılık gösteren bazı beyin yapıları ile ilgili bu bilgi, cinsel yönelimin de benzer şekilde intraüterin dönem hormon düzeylerinin etkisiyle şekillendiği savma neden olmuştur (Rahman 2005). Bu alanda intraüterin dönemde atipik hormon düzeyleriyle seyreden iki önemli olay üzerinde durulmuştur. Bunlardan ilki, konjenital adrenal hiperplazi (KAH) hastalığıdır. Bu hastalıkta, intraüterin dönemde yüksek androj en düzeyleri dişi genital organlarında maskulenizasyona neden olmaktadır. Cinsel yönelimi de etkileyebileceği düşünülmüş ve çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Araştırmalar gözden geçirildiğinde, KAH ın sadece hemcinse ilişkin cinsel fanteziyi arttırdığı, eşcinsel davranışa neden olmadığı; bu bireylerin çoğunlukla heteroseksüel yönelime sahip oldukları bildirilmiştir (Wilson ve Rahman 2005). 1971 yılında kullanımdan kaldırılana kadar gebelerde düşük önleme amacıyla kullanılan DES e intraüterin hayatta maruz kalan kadınlarda yapılan çalışmaların bazılarında hemcinse yönelik fantezi ve eşcinsel davranış oranlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (Veniegas ve Conley 2000).

Deneysel olarak insanlarda intraüterin dönem hormon düzeyleri ile ilgili çalışmak oldukça güçtür. Bu nedenle, prenatal dönemde seks hormon düzeyleri ile gelişiminin etkilendiği düşünülen, böylece erkek ve kadın arasında farklılıklar gösteren çeşitli özellikler, cinsel yönelim gruplarındaki dağılım açısından incelenmiştir. Parmak uzunluklarının oranı, penis uzunluğu, işitme mekanizmaları ile ilgili çeşitli olgular ve parmak izi gibi birçok özellik eşcinsel ve heteroseksüeller arasındaki farklılık açısından incelenmiştir.

Kadın ve erkeklerde işaret parmağı ile yüzük parmağı uzunluk oranının (2D:4D) cinsiyete göre farklılaştığı; erkeklerde yüzük parmağı, işaret parmağından uzunken, kadında yaklaşık olarak eşit olduğu yapılan çalışmalarda öne sürülmüştür. Bu boyut farklılığının da prenatal dönemde maruz kalman androjen düzeyi ile ilişkili olduğu düşünülmüştür. Bu konuda yakında yayımlanan bir meta-analize göre, 1618 heteroseksüel erkek, 1503 eşcinsel erkek, 16193 heteroseksüel kadın ve 1014 eşcinsel kadın gözden geçirildiğinde, heteroseksüel kadınlarda eşcinsel kadınlardan daha büyük 2D:4D oranı saptanırken, erkekler arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bu bulguya dayanarak, erken dönemde seks hormonlarından kaynaklanan sinyallerin, kadınlarda erkeklerden daha belirgin şekilde cinsel yönelimi etkileyebildiği öne sürülmüştür (Grimbos ve ark. 2010). Prenatalhormon düzeylerindeki farklılıkların cinsel yönelim üzerine etkisi olabileceğini öne süren bir diğer çalışmada, eşcinsel erkeklerin penis boyutlarının heteroseksüel erkeklerden büyük olduğunun saptanması buna kanıt olarak gösterilmiştir (Bogaert ve ark. 1999). Prenatal androjen hipotezi ile ilgili pek çok çalışma yürütülmüşse de, bulguların büyük çoğunluğu tekrarlanamamış ya da cinsiyete dayalı farklılıklar gösterilebilmiştir. Kesin sonuca varmak için erken gibi görünse de, intraüterin hormon düzeylerinin cinsel yönelime etkisini yadsımak da henüz mümkün değildir.

Doğum sırası etkisi

Y kromozomuna bağlı minör doku uyuşmazlığı antijenlerinin (H-Y antijenleri) bazı annelerde ilerleyici immünizasyonunun etkisi ile bir sonraki erkek fetüste cinsel yönelimi etkilediği, her bir erkek kardeş sonrasında doğan erkekte eşcinsellik olasılığının %33 e yakın oranda arttığı öne sürülmüştür. "Doğum sırası etkisi" denilen bu hipoteze göre anne tarafından üretilen anti-HY antikorları plasental bariyerden geçer ve fetal beynin cinsel farklılaşmasını etkiler (Blanchard 2001). Bu teorinin savunucularından Bogaert, kan bağı olmayan kardeş ve aile ile büyütülmüş eşcinsel/heteroseksüel erkeklerden oluşan bir grubu da içeren geniş örneklemli bir çalışmada, kardeşle geçirilen süre ne kadar uzun olursa olsun sadece kendinden yaşça büyük biyolojik erkek kardeşe sahip bireylerde eşcinsel yönelimin öngörülebilir olduğunu saptamıştır (Bogaert 2006). Annenin fetüse yönelik immun cevabının 3 şekilde ortaya çıktığı öne sürülmüştür. Bunlardan ilki fetüse plasenta aracılığıyla geçen anti-Y antikorlarının transferi; ikincisi annenin sitokinlerinin transferi; üçüncüsü ise plasentanın bizzat annenin bağışıklık reaksiyonlarından etkilenmesidir (Blanchard 2004). Erkek eşcinsellerde kendilerinden önce doğmuş bir erkek kardeşe sahip olma, "doğum sırası etkisi"nin temel bileşeniyken, lezbiyenlerde yapılan çalışmalarda kardeş sahibi olma ya da doğum sırasının anlamlı bir faktör olarak saptan­mamış olması, araştırmacılara göre erkek eşcinsellerdeki anti-HY antikorlarının erkeklerde cinsel yönelimi etkilediği teorisini güçlendirmektedir.

Beyin Yapısı Çalışmaları

Nörobilimci Simon Le Vay, 19 u eşcinsel erkek,16 sı heteroseksüel erkek ve 6 sı heteroseksüel kadın toplam 41 kadavranın beyinlerini incelemiştir (LeVay 1991). Çalışmasında, anterior hipotalamusta bulunan interstisial hücrelerden (INAH3) oluşan nöron gruplarını incelemiş ve beynin bu bölgesinin heteroseksüel erkeklerde, eşcinsel erkeklere ve kadınlara göre daha gelişmiş olduğunu saptamıştır. Suprakiazmatik nükleus (SCN) hacminin ölçüldüğü bir çalışmada, eşcinsel erkeklerin 1.7 kat büyük hacime; 2.1 kat daha fazla hücreye sahip oldukları, hipotalamus medial optik alanda yer alan cinsel dimorfik çekirdekte (SDN) ise herhangi bir fark olmadığı saptanmıştır (Swaab ve ark. 1990). Başka bir çalışmada, eşcinsel erkeklerin SCN de bulunan vazoaktif intestinal peptid (VIP) ve vazopresin (AVP) salgılayan nöronların çaplarında azalma saptanmış olmasının, bu bölgede cinsel yönelimle ilişkili olabilecek yapısal farklılıklara eşlik eden metabolik değişiklikler de olduğu bildirmiştir (Zhou ve ark 1995). Hipotalamik çekirdeklerle ilgili işlevsel farklılıklara da işaret eden çalışmalar vardır. Östrojen benzeri steroid feromon koklatılan lezbiyenlerde, heteroseksüel erkeklere benzer anterior hipotalamus etkinlik artışı gözlenirken, progesteron türevi feromon koklatılan eşcinsel kadınlarda heteroseksüel kadınlarda gözlenen anterior hipotalamik uyarılma saptanmamıştır (Bogaert 2002). İsveçli araştırmacı Savic ve ekibinin, feromon benzeri maddelerin erkek ve kadınlarda, anterior hipotalamik cinsel dimorfik çekirdekte uyarı artışı yaratmasına dayalı deneylerden yola çıkarak yayımladıkları çalışmalarda, bir progesteron türevi koklatılan eşcinsel erkek ve heteroseksüel kadmlarda, benzer hipotalamik etkinlik gözlenirken, heteroseksüel erkeklerde buna benzer bir etkinlik saptanmamıştır (Savic ve ark 2005). Cinsel davranışın nörobiyolojisiyle ilgili önemli bir yeri olan hipotalamusla ilgili bulgular, henüz tatmin edici değilse de, dikkat çekicidir.

Serebral lateralizasyon, yani belirli işlevlerde beynin bir hemisferinin daha baskın olması, açısından eşcinsel ve heteroseksüel bireyler arasında farklılıklar saptanmıştır. Lateralizasyonun sonuçlarından biri olan el tercihi : .e ilgili yapılan çalışmaların metaanalizinde eşcinsel bireylerin %39 daha fazla sağ dışı el kullanımı olduğu bildirilmiştir (Lalumiere ve ark 2000). Ailen ve Gorski nin ölümardı çalışmalarında, anterior komissür eşcinsel erkeklerde, kadınlardan %18, erkeklerden ise %34 daha geniş saptanmıştır (Ailen ve Gorski 1992). Yazarlar, cinsiyet ve cinsel yönelim ile ilişkisi saptanan bu anatomik farklılığın, eşcinsel erkek, heteroseksüel kadın e heteroseksüel erkekler arasındaki bilişsel işlev ve serebral lateralizasyondaki farklılığı anlamak açısından da önemli olabileceğini öne sürmüşlerdir. Serebral lateralizasyonla ilgili olabilecek bir bulgu da Witelson ve arkadaşları tarafından sağ elini kullanan heteroseksüel ve eşcinsel erkeklerde saptanan callosal istmus boyutlarında farklılıktır (Witelson ve ark. 2008).

Yapısal farklılıklarla ilgili tüm bu bulguların, özellikle tekrarlanmamış olmaları nedeniyle, geçerliği tartışmalıdır. Cinsiyete göre farklılık gösteren beyin yapılarındakine benzer ölçüde bir farklılık heteroseksüel ve eşcinsel - ıreyler arasında saptanmamıştır. Araştırmacılar, tek bir beyin bölgesinin eşcinselliğin nedeni ya da sonucu olduğu ile ilgili çıkarımların doğru olamayacağını fakat gelişim sürecinin erken evrelerinde çeşitli etmenlerin cinsel dimorfik yapıların ve işlevlerin farklılaşmasını etkileyebileceğini bildirmişlerdir (Ailen ve Gorski 1992). Unutulmaması gereken çok küçük beyin yapılarında, gruplara ait değerler arasında istatistiksel anlamlılığa _:laşan farklardan bahsedildiğidir. Sadece beyin yapısı görüntüleme ya da başka yöntemlerle incelenerek cinsel yönelimin saptanması mümkün değildir.

Eşcinselliğin genetik bir yönü olup olmadığı ile ilgili ilk ipuçları ilk olarak aile çalışmalarından edinilmiştir. Erkeklere kendilerinin ve kardeşlerinin cinsel yönelimlerinin sorulduğu çalışmalar gözden geçirildiğinde, eşcinsellerin kardeşleri arasında eşcinsel yönelim görülme yaygınlığı, heteroseksüellerin kardeşlerinin iki ile beş katı arasında saptanırken, heteroseksüellerin kardeşlerinde toplum temelli çalışmalarda saptanan oranlara benzer sonuçlar elde edilmektedir (Pillard ve Bailey 1998). Lezbiyenlerle ilgili çalışma bulguları daha geniş bir değişkenlik gösterse de, ailevi gidişe işaret eden çalışmalar vardır (Rahman 2005).

Genetik aktarımın rolünün daha iyi anlaşılabilmesi için ikiz çalışmaları yapılmıştır. Değişken bulgulara ulaşılmakla birlikte, tek yumurta ikizlerinde ikiz kardeşlerin her ikisinin de gey/lezbiyen olma oranı çift yumurta ikizlerinden daha yüksek (sırasıyla, gey %52-%22, lezbiyen %48-%16) bulunmuştur (Bailey ve Pillard 1991, Bailey ve Bell 1993). Daha büyük örnekleme sahip ikiz çalışmalarında da, genetik etkiyi destekler şekilde, iki kardeşin de eşcinsel olma oram tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerinden daha yüksek olduğu saptanmışt (Bailey ve ark 2000, Kirk ve ark 2000, Kendler ve ark, 2000). Lezbiyenlerde yapılan ikiz çalışmaları arasınc en geniş örnekleme sahip Bailey ve arkadaşlarının araştırmasında, oran daha fazlaysa da iki grup arasınc anlamlı fark saptanmamıştır (Veniegas ve Conley 2000). Bu çalışmalarda diğer bir ilginç ortak bulgu da aı yapısı, anne veya babanın özellikleri, coğrafi özellikler gibi paylaşılan çevresel etkenlerdense, doğum sıras annenin hamileliğinde yaşanan olaylar ya da kişinin kaza/hastalık geçmişi gibi paylaşılmayan çevresi etkenlerin belirleyiciliğinin daha yüksek bulunmuş olmasıdır.

Aileler üzerinde yapılan çalışmalarda, geylerin soyağaçlarmda anne tarafında gey akraba yaygınlığı, bab tarafmdakinin aksine toplumdaki yaygınlıktan fazla bulunmuştur (Hamer ve ark 1993). Bunu tekrarlamaya çalışmalar olmasına, lezbiyenlerle ilgili bulgular da daha ciddi çelişkiler olmasına rağmen, bu veriler eşcinsellik] ilgili genlerin X kromozomu üzerinden aktarıldığını düşündürmüştür. Hamer ve arkadaşları aile/ikiz çalışmalarını ötesinde, eşcinselliğin doğrudan genomik çalışmasını yaparak bu alanda ilk önemli adımı atmışlardır. 199 yılında yayımlanan çalışmalarında, Xq28 pozisyonunda yer alan X kromozomuna bağlı bir gen ile cinse yönelim arasında ilişki olduğunu öne sürmüşlerdir (Hamer ve ark 1993). Geniş örneklem ve daha gelişmi olanaklarla gerçekleştirilen araştırmada Xq28 pozisyonunda yer alan ve cinsel yönelimi etkileyen böyle bi genin varlığı saptanmamıştır (Rice ve ark. 1999). Tüm genom incelemesi sonucunda Xq28 bölgesinden ziyad 7. 8. ve 10. kromozomlarda yer alan belli bölgelerdeki genlerin cinsel yönelim ile ilişkili olduğu bildirilmişti (Mustanski ve ark. 2005). Anneler üzerinden kalıtımın, genetik yapımızın sadece kadınlar üzerinden aktarıla: kısmı olan mitokondriyal DNA ile ilişkili olabileceği öne sürülmüşse de henüz yeterli bulgu yoktur.

Cinsel yönelim gibi karmaşık bir fenomenin genetik aktarımının, tek bir gen üzerinden gerçekleşmesi yerine çok sayıda genin etkileşimini içeren bir süreç olduğu, günümüzde daha yaygın kabul görmektedir. Eşcinsellikle ilgili çalışmalarda cinsel yönelimin farklı bileşenlerinin aktarımına odaklanılarak yapılan çalışmalarla dah, tutarlı sonuçlar elde etmek olasıdır. Çocukluk döneminde toplumsal cinsiyet normlarına aykırı özellikleni olması, hiçbir cinsel yönelime sınırlı bir olgu değilse de, erişkin dönemde eşcinsel yönelime sahip olmak:, ilişkisi, erkeklerde ve kadınlarda, farklı kültürlerde tekrarlanan bir bulgudur (Whitham ve Zent 1984, Whitha:: ve Mathy 1991). Yapılan ikiz çalışmaları bu özelliğin ("childhoon gender nonconfirmity") kalıtımsal yönüyle ilgili daha güçlü kanıtlar sunmaktadır (Wilson ve Rahman 2005).

Tüm bu çalışmalar cinsel yönelimin belirlenmesinde genlerin önemli yeri olduğunu gösterse de, tek başım genler tarafından belirlenmediğini de göstermektedir. Eşcinselliğin genlerle ilgili bir yönü olması, onu ne heteroseksüellikten, ne de diğer insani özelliklerden farklı bir yere koyar. Bireysel farklılıklarımızın mizacımızın genlerle ilişkisine dair her geçen gün yeni bulgular elde edilmektedir. Cinsel yönelimin genetik bileşeni ile ilgili bulgular da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Cinsel yönelimin biyolojik belirleyenleri ile ilgili çalışmalar son otuz yılda önemli aşama kaydettiyse de, henüz elimizdeki bulgular süreci açıklamaya yeterli değildir. Çalışmalar genel olarak değerlendirildiğinde, kalıtım ve nörogelişim ile ilgili süreçlerin önemli bir rolü olduğu öne sürülebilir. Ancak birçok çalışma sadece bu değişkenlerin belirleyici olmadığını da göstermektedir. Araştırmalarla ilgili yöntemsel sorunların üstesinden gelmek, farklı çalışma desenlerinin yanı sıra, cinsel yönelim gruplarının yeterince homojen olmadığını ya da olamayacağını da kabul etmekle mümkün olabilir. Cinsel yönelimin belirli boyutları ile sınırlı bazı çalışmalar, daha tutarlı sonuçlarla ilgili ümit vermektedir. Sonuç olarak, ne heteroseksüel, ne de eşcinsel yönelimin y edenleri ile ilgili yeterli bilgiye sahibiz; kaldı ki biyolojik süreçlere dair bilgilerimizin artması hiçbir cinsel önelimi diğerinden daha sağlıklı, daha üstün ya da avantajlı görmemize neden olmayacaktır.

Psikolog Mahmut Şefik Nil

CETAD

Kaynaklar:

Ailen LS, Gorski RA(1992) Sexual orientation andthe size of the anterior commissure in the humanbrain. PNAS, 89: 7199-7202. I Bailey JM, Bell AP (1993) Familiarity of female and male homosexuality. Behav Gen 23:313-322.

Bailey JM, Pillard RC (1991) A genetic study of male sexual orientation. Arch Gen Psychiatry, 48:1089-1096. - Berglund H, Lindström P, Savic I (2006) Brain response to putative pheromones in lesbian women. PNAS, 103:8269-8274. Blanchard R (2001) Fraternal birth order and the materaal ımmune hypothesis of male homosexuality. Horm Behav 40:105-114. Blanchard R (2004) Quantitative and theoretical analyses of the relation between older brothers and homosexuslity in men. Theor Biol, 230:173-187.

Bogaert A (2002) Recent research on sexual orientation and fraternal birth order. Can J Hum Sex, 11: 101 -107. Bogaert AF (2006) Biological versus nonbiological older brothers and men s sexual orientation. PNAS, 103:10771-10774. 9. Bogaert AF, Hershberger S (1999) The relation betvveen sexual orientation and penil size. Arch Sex Behav, 28:213-221.

Dancey CP (1990) Sexual orientation in women: An investigation of hormonal and personality variables. Biol Psychology, 30:251-264.

Grimbos T, Dawood K, Burriss RP ve ark. (2010) Sexual orientation and the second to fourth finger length ratio: a meta-analysis n men and women. Behav Neurosci, 124: 278-287.

Hamer DH, Hu S, Magnuson VL ve ark. (1993) A linkage between DNA markers on the X chromosome and male sexual orientation. Science, 261:321-327.

Kendler KS, Thornton LM, Gilman SE ve ark. (2000) Sexual orientation in a US national sample of twin and nontwin sibling rairs. Am J Psychiatry, 157:1843-1846.

Kirk KM, Bailey JM, Dunne MP ve ark. (2000) Measurement models for sexual orientation in a community twin sample. Behav

Genet, 30:345-356.

Lalumiere ML, Blanchard R, Zucker KJ (2000) Sexual orientation and handedness in men and women: A meta-analysis. Psychol Bull, 126:575-592.

o. LeVay S (1991) A difference in hypothalamic structure between heterosexual and homosexual men. Science, 253: 1034-1037.

Meyer-Bahlburg HFL (1979) Sex hormones and female homosexuality. Arch Sex Behav, 8:101-119. S. Nlustanski BS, DuPree MG, Nievergelt CM ve ark. (2005) A genomewide scan of male sexual orientation. Hum Genet, 116: 272-278.

Pillard RC, Bailey JM (1998) Human sexual orientation has a heritable component. Human Biol 70:347-365.

Rahman Q (2005) The neurodevelopment of human sexual orientation. Neurosci Biobehav Rev 29:1057-1066.

Rice G, Anderson C, Risch N ve ark. (1999) Homosexuality: absence of linkage to microsatellite markers at Xq28. Science, 284:665-667.

Savic I, Berglund H, Lindström P (2005) Brain response to putative pheromones in homosexual men. Proc Natl Acad Sci U S A 102:7356-7361.

Svvaab DF, Hofman MA (1990) An enlarged suprachiasmatic nucleus in homosexual men. Brain Res, 537: 141-148.

Veniegas RC, Conley TD (2000) The biological research on vvomen s sexual orientations: Evaluating the scientific e^ ier... J Soc Issues, 56: 267-282.

CETAD  (Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği)

 

Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

Psikiyatrist &  Psikoterapist

CETAD   Antalya Bölge Temsilcisi

www.antalyaterapipsikiyatri.com

www.antalyacinselterapi.com

Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

Tel: 0 (242) 316 98 99

facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

twitter/ Dr.SevilayZorlu

VİDEOLAR

CİNSEL SORUN YAŞAYAN ÇİFTLER

CETAD ETİK KURALLAR

Haberler & Duyurular
  • NELER CİNSEL İSTİSMARA GİRER?

     

     

    Prof. Dr. Burcu Özbaran: Bir erişkinin cinsel isteklerinin doyumu için nesne olarak çocuğu kullanması çocuğa yönelik cinsel istismar kapsamına girer. Temas içermeyen cinsel istismar yani taciz; teşhircilik, pornografik görüntüler gösterme ya da pornografik konuşmalar biçiminde olabilir. Temas içeren cinsel istismar yani cinsel saldırı ise dokunma, sürtünme, oral-genital yaklaşmalar, anal-vajinal penetrasyon gibi cinsel eylemler içerir.

    Doç. Dr. Gül Karaçetin: Türk Ceza Kanunu’na göre erişkinlere yönelik cinsel suçtan söz edebilmek için ‘rızanın olmaması’ gerekirken çocuklar söz konusu olduğunda ‘rıza’ aranmaz. Çünkü çocuklar cinsel amaçlı davranışların ayırdında olmaz. Bu sebeple çocuklara yönelik tüm cinsel davranışlarda çocukların boyun eğdikleri kabul edilir.
    Cinsel istismar uygulayanların yüzde 85’i çocukların güvendikleri kişilerden çıkıyor.

     

    2) ‘BENİM ÇOCUĞUMUN BAŞINA GELMEZ’ DEMEYİN
    SADECE KIZ ÇOCUKLARI MI CİNSEL İSTİSMARA MARUZ KALIR?


    Prof. Dr. Cahide Aydın: Erkek cinsiyette olmak kişiyi cinsel istismardan muaf tutmaz. ‘Benim çocuğumun başına gelmez’ demeyin.

    Prof. Dr. Salih Zoroğlu: Temas içeren cinsel taciz sıklığı kızlarda üçte bir, erkeklerde dörtte bir oranındadır. Temas içermeyen türler eklendiğinde oran, kızlar için yüzde 60’a, erkekler için yüzde 35’e yükselir.

    3) HER KESİMDEN, HER MESLEK GRUBUNDAN OLABİLİR
    HERKES ‘POTANSİYEL TACİZCİ’ MİDİR?


    Prof. Dr. Burcu Özbaran: Çocuğun çevresindeki herkesi potansiyel istismarcı olarak görmek doğru değil. Öte yandan, bunu yapan kişilerin, her sosyoekonomik-sosyokültürel kesimden gelebileceği, herhangi bir meslek grubundan olabileceği de bilinmeli. Çok düşük bir oranda, kadınlar tarafından gerçekleştirilen cinsel istismar örnekleri de vardır.
    4) CİNSEL İÇERİKLİ SÖZLERDEN ŞÜPHELENİN
    NE GÖRÜRSEM ŞÜPHELENMELİYİM?


    Prof. Dr. Cahide Aydın: Bedeninde olağandışı izler, tekrarlayan enfeksiyonlar, akıntılar, ağrılar ve duygu-davranış değişimleri varsa bunların nedenleri araştırılmalı.

    Prof. Dr. Halis Dokgöz: Cinsel içerikli ifadeler kullanıyorsa mutlaka kaynağı sorgulanmalı. Çocuk eğer bir cinsel eylemden bahsediyorsa bunun gerçek olmama olasılığı yok denecek kadar azdır.

    Doç. Dr. Gül Karaçetin: 10 yaşından küçük çocuklarda; yaşına uygun olmayan cinsel bilgiye sahip olma, resimlerinde, oyunlarında ve davranışlarında cinsel içerikli temaların olması, sık ve ortalık yerde yapılan mastürbasyon durumunda aileler şüphelenmelidir.Daha önceleri yalnız kalabilen çocuğun yalnız kalmaktan korkması, uyku sorunları, belli bir cinsiyetteki tanıdıklardan korkma, ateş yakma, hayvanlara kötü davranma ve kendini yaralama istismar sonrası belirtilerdir. Tuvalet alışkanlığını kazanmış bir çocuğun idrar ve gayta kaçırması durumunda da mutlaka doktora başvurulmalı. 10 yaşından büyük çocuklarda ise ani başlayan depresyon, sosyal geri çekilme, yeme bozuklukları, kaçıp gitme davranışı, sürekli tetikte olma durumu, belirli yerlere gitmekten kaçınma, aşırı suçluluk, madde kullanımı, suça yönelme, kendini yaralayıcı davranışlar ve intihar durumunda cinsel istismarla ilgili şüphe duyulabilir.
    5) KÜÇÜK YAŞTAN İTİBAREN BİLGİLENDİRİN
    YA İSTİSMARA EVDE UĞRUYORSA?

    Prof. Dr. Burcu Özbaran: Çocuğun kendini güvende hissedeceği yegâne yer olan evde istismarın varlığı durumunda temel güven duygusu derinden sarsılır. Anne-babanın bu konudaki yaklaşımı, dikkatli ve bilinçli olmak olmalıdır. Çocuğun cinsel istismar hakkında yaşına uygun biçimde bilgilendirilmesi gerekir. Evdeki istismar durumunda yapılacak ilk şey, onu istismarın tekrarından korumak olmalıdır.
    6) CİNSEL ORGANLARA İSİM TAKMAYIN
    ONA BU KONUYU NASIL ANLATMALIYIM?


    Prof. Dr. Burcu Özbaran: Hiçbir koşulda, kimsenin ‘özel bölgeleri’ne dokunmaması gerektiği, bu konuyla ilgili oyun ya da sır diye bir şeyin olamayacağı, onu rahatsız eden bir durumla karşılaştığında çığlık atması, hızlıca oradan uzaklaşması ve hemen büyüklerine haber vermesi gerektiği öğretilmeli. Daha ileri yaşlarda cinsellikle ilgili doğru bilgiler verilmeli, cinsel istismar yaklaşımını fark etme ve büyüklerden saklamama vurgulanmalıdır. Bu bilgiler özellikle ergenlik dönemindeki çocuklara öğüt gibi sunulmamalıdır.Doç. Dr. Gül Karaçetin: ‘İyi dokunma’ ve ‘kötü dokunma’ ayrımı, nerelerde çıplak, nerelerde giyinik olunabileceği anlatılmalı. Cinsel organlara isim takılmayıp biyolojik isimleri kullanması da çocuklarının bunları söylerken utanmamasını sağlar.

    7) KONTROL EDİCİ DEĞİL, DESTEKLEYİCİ OLUN 
    AKRANLARININ CİNSEL İSTİSMARINDAN NASIL KORURUM?


    Prof. Dr. Burcu Özbaran: Kimlerle arkadaşlık ettiğini bilin. Sizden bir şey gizlemeye gerek duymayacağı bir ortam ve güven dolu bir ilişki yaratın. Özellikle gençlik döneminde bağımsız olmak isteyecektir. Bu onu riskli durumlara sürükleyebilir. Önceden yaratılmış güven ilişkisi, aşırı kontrol edici değil, destekleyici bir tutum bu durumda koruyucu olur.

    Prof. Dr. Salih Zoroğlu: 15 yaş altı gruplarda ‘flörtle cinsellik’ ve ‘cinsellikle cinsel taciz’ arasındaki mesafe çok kısadır. Bu yaşlara has duygu yoğunluğu ve dürtü kontrolünün yetersiz oluşu birçok çocuk ve gencin tacizci ya da kurban konumuna düşmesine neden olur. Cinsel eylemlerin sonuçları konusunda eğitim çok önemlidir.
    8) ANLATTIĞI HER ŞEYİ ÖNEMSEYİN 
    ONU OKULDAYKEN NASIL KORURUM?

    Prof. Dr. Cahide Aydın: Onunla okulu hakkında sohbet etmek gerekir. Anlattığı her şey önemsenmelidir.

    Doç. Dr. Gül Karaçetin: Teneffüslerde okul sınırları dışına çıkmaması, uzak ve ıssız yerlere, boş binalara gitmemesi, okula giderken tenha yerleri tercih etmemesi, yabancıların birtakım vaatlerle onu bir yerlere götürmesine izin vermemesi gerektiği anlatılmalıdır. 
    Temas içeren cinsel taciz sıklığı kızlarda üçte bir, erkeklerde dörtte bir oranındadır.


    9) BU KONUYU SÜREKLİGÜNDEMDE TUTMAYIN 
    ONU BİLGİLENDİRİRKEN AŞIRI KORKUTMAMAYI NASIL BAŞARACAĞIM?

    Prof. Dr. Neslihan İnal Emiroğlu: Çocuğun insanlara güvensiz olması da sorunlar getirir. Çocuğunuzu eğitip önlemler aldıktan sonra konuyu sürekli gündemde tutmayın.
    % 10: Reşit olana kadar cinsel istismarla karşılaşan çocukların -kız ve erkek- yüzdesi


    10) BAĞIRABİLECEĞİNİ HATIRLATIN 
    TOPLU TAŞIMA ARAÇLARINDA, DERSHANEDE, SİNEMADA, KAFEDE, AVM’DE, SPOR SALONUNDA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Doç. Dr. Gül Karaçetin: Her yerde dikkat etmesi gereken şeylere ek olarak; tuvalet kapısını kilitlemesi, ortam tenhalaştığında yalnız kalmaması hatırlatılabilir. Toplu taşımada onu rahatsız eden bir şey olduğunda şoförden ve diğer yolculardan yardım istemek, camı açarak bağırmak gibi seçenekleri olduğu anlatılabilir.
    11) İSTİSMAR BAŞKA SICAK İLİŞKİ BAŞKA 
    CİNSEL İSTİSMARA YAKLAŞIM TOPLUMA GÖRE DEĞİŞİR Mİ? AMERİKA’DA EN UFAK DOKUNUŞ TACİZ SAYILABİLİRKEN, BİZDE ‘GÖSTER AMCALARA’ DİYE BİR ŞEY VAR...


    Prof. Dr. Burcu Özbaran: Evet, Amerika’da bir çocuğa dokunmak daha düşünülerek yapılacak bir eylem. Bizdeki ise daha dokunarak sevmeye dayalı bir kültür. Ancak istismarla sıcak aile ilişkilerini karıştırmamalı.

    Prof. Dr. Salih Zoroğlu: Ülkemizde cahillik ve kabalık kaynaklı birçok davranışı kültürün doğal bir parçası gibi değerlendiriliyor. ‘Göster amcana...’ tarzında cereyan eden kültürsüzlük örneği davranışlar engellenmeli.


    12) OLAYI MUTLAKA ADLİ BİRİMLERE İLETİN
    CİNSEL İSTİSMARA MARUZ KALDIĞINI ANLADIĞIMDA İLK NE YAPMALIYIM?

    Prof.Dr. Halis Dokgöz: İlk şey, bunu ciddiye almak. Sorunu çözmek için onu ortaya koymak gerekir. İkincisi; adli birimlere iletmek. Üçüncüsü de, çocuğun rehabilitasyonunu sağlanmak.
    KİMLERE SORDUK?

    Prof. Dr. Burcu Özbaran - Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

    Prof. Dr. Cahide Aydın - Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

    Doç. Dr. Gül Karaçetin - Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu, Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Kurulu Üyesi

    Prof. Dr. Halis Dokgöz - Mersin Üniversitesi Çocuk Koruma ve Araştırma Merkezi Müdürü

    Prof. Dr. Neslihan İnal Emiroğlu - Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Genel Sekreteri, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

    Prof. Dr. Salih Zoroğlu - İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanı, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu Üyesi

  • NEFRET SUÇU MAĞDURU TRANS BİREYLERİ ANMA GÜNÜ

    Kişinin kendi bedensel cinsiyetinden hoşnut olmaması, karşı cinsin bedenine sahip olma ve toplumda karşı cinsten birisi olarak kabul görme isteği, bu isteğin yaşamın her alanında sürekli olması ve buna cinsiyet kimliği sıkıntısının eşlik etmesine transseksüalite denilmektedir. Cinsiyet kimliğimiz, yani bedenimizi ve benliğimizi bir cinsiyet üzerinde algılayaşımız, seçim yaparak karar verebileceğimiz, dolayısı ile değiştirebileceğimiz bir özellik değildir. Cinsiyet kimliği, kişinin öznel kimliğinin bir parçası olduğu için transseksüellik de tam zamanlı, yaşamın özel ve kamusal alanlarını kapsayan, bir kimlik ve varoluş biçimidir. Herhangi bir kişinin cinsiyet kimliğini veya cinsel yönelimini gizleyerek sağlıklı bir yaşam sürebilmesi gerçekçi değildir.

    Transseksüalite bir ruh hastalığı değil, bedensel cinsiyet ile cinsiyet kimliği arasında bir uyumsuzluk durumudur. Transseksüel bireyler, toplumun genelleştirdiği cinsiyet normlarına uymadıkları için kimlikleri yok sayılmakta, aileleri ve sosyal çevreleri tarafından da ayrımcılığa maruz kalmakta, sözel veya fiziksel olarak taciz edilmekte, kısacası cinsel kimlikleri nedeniyle psikolojik ve fiziksel istismara uğramaktadırlar. Kişinin yaşamının tüm evrelerine yayılan ve toplumun herhangi bir kesiminden gelebilecek bu ayrımcı tutumlar ve bunların yaratacağı travmatik etki kaçınılmaz olarak bireyin ruh sağlığını da etkilemektedir.

    Ergenlik döneminde aile içinde başlayan ayrımcılık, evden atılma ya da ev hapsi gibi baskılar, eğitim kurumlarında da devam etmekte, pek çok trans birey olmadıkları bir kimlikte görülme ve tanınma zorunluluğu nedeniyle eğitimlerine devam edememektedir. Erişkin yaşamlarında bu ve benzeri nedenlerle genellikle vasıfsız işlerde çalışmak zorunda bırakılan trans bireyler, cinsel kimliklerini gizleyebilmek için çoğunlukla sigortasız çalışmakta, gizlemedikleri takdirde iş yerinde yıldırma gibi kötü muamelelere ve işlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Erkek feminenliğinin dışa vurulmasına karşı sosyal yasakların daha katı olması nedeniyle, trans kadınlar trans erkeklerden daha sık ve daha ciddi boyutta ayrımcılık ve şiddette maruz kalmakta, çalışma hayatından dışlanmakta, bir kısmi geçimini zorunlu seks işçiliği yaparak sağlayabilmektedir.

    Toplumsal hayatın her alanında travmatize edilen, yok sayılan trans bireyler, pek çok devlet hastanesinde cinsiyet dönüşümü sürecinde hormon ve cerrahi tedavileri için genel sağlık sigortalarından yararlanamamakta, trans bireylerin ihtiyaç duydukları bakım hizmetleri konusunda psikiyatri, endokrinoloji, üroloji, jinekoloji ve tedavi sonrasında izlemlerini yapacak aile hekimliği alanlarında yeterli donanıma sahip uzman personelin kısıtlı olması gibi nedenlerle sağlık hizmetlerine erişim konusunda da zorluk yaşamakta ve hak ihlallerine maruz kalmaktadırlar. Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun adıyla ve 5013 Kanun numarası ve 03.12.2003 tarihinde kabul edilmiş, 20 Nisan 2004 tarih ve 25439 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 1. Madde’sinde Bu sözleşmede tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak; biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkese, bütünlüklerine ve diğer hak ve temel hürriyetlerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır ifadesi; İnsanın Üstünlüğü tanımlayan 2. Madde’de insanın menfaatleri ve refahı, bilim veya toplumun saf menfaatlerinin üstünde tutulacaktır ifadesi; Sağlık Hizmetlerine Erişimde Adalet’i tanımlayan 3. Madde’sinde ise Taraflar, sağlık gereksinimleri ve mevcut kaynakları dikkate alarak, kendi yasal yetkileri dahilinde, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak uygun tedbirleri alacaklardır ifadesi bulunmaktadır. TBMM tarafından onaylanmış bu evrensel ilkelere rağmen uygulamada ve mevzuatta trans bireylere yönelik ayrımcılık sürmektedir.

    Trans bireylerin maruz kaldıkları ayrımcılık ve insan hakları ihlallerinde nefret söyleminin rolü önemlidir, bunun uç noktası olarak nefret cinayetleri son sekiz yılda Türkiye’de 36 trans bireyin hayatını hedef almıştır. 2013 Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli İnsan Hakları İhlalleri İzleme Raporu"nda medyaya yansıyan 4 nefret cinayeti, 1 tecavüz, 10 nefret saldırısı (ikisi ateşli silahla, ikisi kesici aletle), 1 linç girişimi, 1 kundaklama, 1 kaçırma vakası yaşandığı, ayrıca İstanbul’da polis operasyonuyla 15 trans bireyin evlerinin kapıları kırılarak gözaltına alındığı belirtilmiştir. Faillerin yakalandığı nefret cinayetlerinin çoğunda ise sanıklar haksız tahrik indirimi talebinde bulunmuş, bir kısmının cezasında bu nedenle iyileştirme yapılmıştır.

    Bilimsel hiçbir geçerliliği olmadığı, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği tarafından gerekçeleriyle defalarca vurgulanmasına rağmen, Türk Medeni Kanunu 40. Madde"de yer alan bir kişinin cinsiyet geçişi ameliyatı olabilmesi için üreme yeteneğinden kalıcı olarak yoksun olması gerekir şeklindeki şart ile trans bireylerin temel insan haklarından biri, yasal olarak ihlal edilmektedir.

    Günümüzde toplumsal yargıları etkileyen ve dönüştürme gücü olan en önemli kaynaklardan birini medya oluşturmaktadır. Medyada trans bireylere yönelik marjinal yaftalamaların engellenmesi ve doğru bilgilendirmenin yapılması, hem geleneksel cinsel kimlik normlarının esnekleşmesine ve transseksüalitenin toplum gözünde normalleşmesine, hem  kendini tanıma ve adlandırma sürecinde olan ve yardım arayan trans bireylerin içselleştirdikleri olumsuz yaftalarla kendilerinden utanmalarını engellemeye, hatta doğru tedavi merkezlerine yönlenmelerine yardımcı olacaktır. 

    Yasal düzlemde trans bireyler için hak ihlali olan fertilite şartının kalkması, nefret söylemlerinin ve suçlarının haksız tahrik indirimleri ile ödüllendirilmesi yerine cezaların ağırlaştırılarak caydırıcılık kazanması, sağlık alanında trans bireylerin ihtiyaçlarını sağlayabilecek yeterlilikte trans pozitif sağlık hizmet alanlarının desteklenmesi, trans bireylerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olmaları ve devlet temelli ayrımcılığa son verilmesi için ilk adım olmalıdır.

    Trans bireylerin yaşadıkları toplumsal, hukuksal ve politik ayrımcılık sadece psikiyatrinin değil sosyal bilimlerin de konusudur. Bu konuda yapılabilecek çok disiplinli çalışmaların, transseksüel bireylerin sorunlarına çözüm bulunmasında ve transfobinin ortadan kaldırılmasında rehber olacağını düşünüyoruz. Bu amaçla 20 Kasım trans bireylere yönelik nefret suçunu anma gününde yaşamın bir çok alanında süren ama özellikle trans bireylerin sağlık hakkının kullanmada yaşadıkları ayrımcılık ve insan hakkı ihlallerine  kamuoyunun dikkatini çekmek istiyoruz.

     

    CETAD  (Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği)

    Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

    Psikiyatrist &  Psikoterapist

    CETAD Antalya Bölge Temsilcisi

    www.antalyaterapipsikiyatri.com

    www.antalyacinselterapi.com

    Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

    1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

    Tel: 0 (242) 316 98 99

    facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

    twitter.com/DrSevilayZorlu

     

     

  • PEMBE KARETTA(HOMOFOBİ TRANSFOBİ AYRIMCILIK FARKINDALIK SEMİNERİ )

    25-26.10.2014 

    HOMOFOBİ TRANSFOBİ AYRIMCILIK FARKINDALIK SEMİNERİ 

    1.GÜN

    10:00 -10:30 AÇILIŞ - TANITIM

    10:30-12:00 HOMOFOBİ SUNUM ANLATIM
    KONUŞMACI: PSİKİYATRİST PSİKOTERAPİST UZM. DR. SEVİLAY ZORLU

    12:00 -13:30 ARA

    13:30- 15:30 TRANSFOBİ SUNUM ANLATIM
    KONUŞMACI: PSİKOLOJİK DANIŞMAN FATMA ARIK

    15:30 -16:00 ÇAY, KAHVE ARASI

    16:00 -17:30 ATÖLYE (PROJE) ÇALIŞMASI

    ( HOMOFOBİ TRANSFOBİ AYRIMCILIĞA UĞRAYAN BİREYLERİN
    TOPLUMSAL SÜRECE DÂHİL EDİLEBİLMESİ 
    DIŞLANMA VE ETİKETLENMEYE MARUZ KALMADA
    KAPSAYICI SOSYAL İÇERME NASIL OLABİLİR)

    17:30 -17:40 KAPANIŞ

    2 GÜN

    14:00 -15:45 AYRIMCILIK SUNUM ANLATIM
    KONUŞMACI: AVUKAT AHMET ÇEVİK

    15:45-16:00 ÇAY KAHVE ARASI

    16:15-17:00 YAPILAN ATÖLYE (PROJE) ÇALIŞMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ
    SÖYLEŞİ
    FORM DOLDURMA (PROJE HAKKINDA DEĞERLENDİRME)

    17:00-17:15 KAPANIŞ

  • YAŞLILIKTA PERFORMANS VE TERKEDİLME TEDİRGİNLİĞİ

    YAŞLILIKTA PERFORMANS VE TERKEDİLME TEDİRGİNLİĞİ

    Orta yaş dönemine yaklaşan kadın biyolojik olarak cinsel beceri açısından erkeğe göre daha avantajlı. Çünkü, erkeklerde yaşla birlikte uyarılma azalırken, kadınlarda orgazm olma becerileri artar.

    Menopoz korkusuyla bir çok kadın bu dönemde cinsellikten kaçınıyor.Bedende oluşan bir dizi değişiklik –sıcak basması, çarpıntı, cilt kuruluğu,kalp ritm bozuklukları, mide sorunları, kabızlık, kemik yoğunluğunda azalma, kas ağrıları gibi- arasında cinsel organlarda da değişiklikler yaşanıyor. Vajinal kuruluk, vajina çevresinde kaşıntı, idrar miktar ve çıkışında değişiklik gibi…

    Menopoz devresinde cinsel uyarılmada azalma olabileceğine, ancak cinsel istek üzerinde olumsuz bir etkisinin söz konusu olmadığına dikkat çeken uzmanlar, üreme riskinin ortadan kalkmış olmasının cinselliğin daha korkusuz yaşanması gibi bir avantaj sunduğunu vurguluyorlar.

    Sosyo kültürel nedenlerle genç erişkinlikten itibaren cinsel aktiviteden uzak durmayı yeğleyen kadınlar için menopoz sonrası dönem cinsel kaçınmaları kolaylaştırıyor, bir ölçüde meşrulaştırıyor. Erkeğin yaşadığı uyarılma azlığı gibi sorunlar sonucunda cinsel isteksizlik yaşayan kadın, menopozu cinsel yaşamdan uzaklaşmak için bir fırsat olarak görüyor.

    Erkekte uyarılmaya bağlı sorunlar, özellikle sertleşme ile ilgili kaygılar ve cinsel kaçınmalar kadının cinsel yaşamını da etkiliyor. Sonuçta, cinsellik her iki taraf açısından da kaygı verici bir etkinliğe dönüşebiliyor. Çiftlerden birisinin yapıcı yaklaşımı, yaşlanmaya bağlı bu tür sorunları kolayca çözebiliyor.

    Bu dönemde, yaşlanan kadının genç bir kadın için terk edileceği kaygısının da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Ancak, yaşlanan erkeğin cinsel performans kapasitesi doğal olarak azalırken, genç veya yaşlı olsun kadının cinsel potansiyeli ömürlerinin sonuna kadar sürüyor.

    YAŞLILIK, KADININ CİNSEL İSTEĞİNİ AZALTMIYOR

    Cinsellik özellikle kadınlar için eşlerine duydukları yakınlık ve sevginin bir sonucu olduğundan, eşlerinden yaşlandıkça yeterince ilgi ve sevgi göremeyen

    kadın kırılıyor. Bu kırgınlık onu cinsel açıdan soğumaya götürürken, gönül rahatlığı ile kendini “emekli” edebiliyor.

    Oysa, erkekler için cinsellik daha çok haz odaklı olduğundan, eskisinden daha az da olsa, yaşlanmakta olan erkek hala cinselliği talep ediyor. Hatta, farklı arayışlarla azalan kapasitesi nedeniyle kaygılarını gidermeye çalışıyor. Kendinden uzaklaşan bir eş olduğunda da yeni ve daha genç bir eş arayışına girebiliyor.Uzmanlar, kadının böyle bir potansiyel kaybı söz konusu olmadığı için erkeği anlamasının aslında hiç kolay olmadığına dikkat çekiyorlar.

    Kendini cinsel görevlerden “emekli” eden kadının yaşlılığını birlikte refah içinde geçireceği yeni bir eş bulma ihtimali de oldukça düşük. Dolayısıyla, yaşlanmayı bir tehdit olarak yaşayan kadınlar, yaşlanmamak için yapabildikleri tüm kozmetik yatırımları kendilerine yapıyorlar. Oysa, kadınların bu dönemde asıl ihtiyacı, kendileriyle birlikte yaşlanan eşleriyle birlikte cinsel hazzı keşfe çıkmaları.

    Bu dönemde erkekler, “yeni ilaçların” desteği ile kapasitelerini yeniden yükseltebiliyorlar. Oysa, çoğul orgazm kapasitesini hiçbir yaşta yitirmeyen kadının bir kadın viagrasına ihtiyacı yok.

     

    CETAD  (Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği)

    Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

    Psikiyatrist &  Psikoterapist

    CETAD Antalya Bölge Temsilcisi

    www.antalyaterapipsikiyatri.com

    www.antalyacinselterapi.com

    Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

    1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

    Tel: 0 (242) 316 98 99

    facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

    twitter.com/DrSevilayZorlu

  • YAŞLILIKTA CİNSEL YAŞAMI ETKİLEYEN 12 MİT

    YAŞLILIKTA CİNSEL YAŞAMI ETKİLEYEN 12 MİT

    1. HEM ERKEKLER HEM KADINLAR İÇİN YAŞLANDIKLARINDA CİNSELLİĞİN KALİTESİ AZALIR:

    YANLIŞ

    Cinsel yanıtlar 50’sinden sonra kötüleşmez sadece farklılaşır. Ereksiyonlar,

    20’li yaşlarda olduğu kadar sert olmayabilir. Ancak sertleşme süresi daha uzun olabilir. Daha az olan bu sertleşme de partneri uyarmak için yeterli olabilir. Hatta, cinsel gerilimin daha yavaş oluşmasından hoşlanabilir ve ayrıca cinsel birleşmede eşini orgazma ulaştırmak için zamanı kullanabilir.  Orta yaşı geçmiş erkekler, penis başına uygulanan friksiyon ötesinde,geniş bir alanda bedenine dokunulmaktan ve bedenin uyarılmasından zevk alabilir.

    Kadınlar çoğu kez 30’lu yaşları biraz geçinceye dek cinselliği başlatmaktan

    hoşlanmazlar. Yaşlandıklarında kadınların cinsellik açısından kendilerine güvenleri artar. Cinsel birleşmeden daha fazla zevk alırlar. 30’lu yaşların sonlarından veya 40’lı yaşların başlarından başlayarak bir kadının hormonal dengesinde bir sapma, vajinanın ıslanmasında artma olur ve orgazm  yeteneği artar.

    Erkekler ve kadınlar 50’lerine geldiklerinde cinsellik açısından kendilerine güvendikleri gibi duygusal açıdan da olgunlaşırlar. Bu olgunluk kadın ve erkeğin birbirleriyle daha yakın ilişkide bulunmalarına yol açar. Yıllar geçtikçe cinselliğin kalitesi kesinlikle artar ve ulaştığı yüksek düzeyde kalır.

    2. ŞAYET BİR KADINDA VAJİNADA YETERİ KADAR ISLANMA OLMAMIŞSA VEYA BİR ERKEKTE HEMEN SERTLEŞME OLUŞMAMIŞSA KADIN VEYA ERKEKTE CİNSEL

    İSTEKSİZLİK VARDIR: YANLIŞ

    Bu tamamen yanlıştır. Yetersiz ıslanma hormonal değişikliğin bir

    sonucudur, cinsel istek eksikliği değildir. Bu durum jellerle veya hormon

    içeren kremlerle veya HRT ile düzeltilebilir.

    Yaşlı erkeklerde cinsel arzu her zaman hemen bir sertleşmeye dönüşemez.

    Bazı erkekler bütün beden boyunca cinsel arzuyu hissederler. Cinsel arzuları sadece penisleriyle sınırlı değildir.

    3. SERTLEŞME SORUNLARI KAÇINILMAZDIR VE TIBBİ MÜDAHALE OLMADIKÇA DÜZELMEZ:YANLIş

    Çoğu kez erkekler doğal fizyolojik değişikliklerle sertleşme sorununu karıştırabilirler. Yeteri kadar penisleri sertleşmez, çünkü 20 yaşında değillerdir. Bir sertleşme oluşmadığında veya sertleşmeyi sürdüremediğinde aşırı tepki gösterirler. 40 yaş civarına kadar hemen hemen her erkek bir sertleşme sorunu yaşayabilir ve bir çokları gereksiz korkuya kapılır. Bu gereksiz korkular daha fazla sertleşme sorunlarına neden olur, sağlıklı, fiziksel ve cinsel açıdan aktif erkekler sertleşmelerini tıbbi müdahale olmadan tüm yaşlılık döneminde sürdürebilir. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü 65 yaş üzerinde erkeklerin sadece yüzde15-25’inde ileri derecede sertleşme sorunu olduğunu bildirmiştir. Bunların çoğunun da nedeni kullandıkları ilaçlar, tıbbi hastalıklardır.

     4. KADINDA CİNSEL İSTEK MENOPOZU TAKİBEN DRAMATİK ŞEKİLDE AZALIR: YANLIŞ

    Bazı kadınlarda menopozu takiben cinsel arzuda belirgin azalma görülür.50 yaş üzeri kadınlarda yapılan araştırmaya göre, kadınların yüzde 72’den fazlasının cinsel arzu azalması dahil, cinsel yaşamlarıyla ilgili herhangi bir şikayetleri yoktu. Kadınlar menopozu takiben sevişme ile daha az ilgileniyorlarsa, nedenleri hormonal dengesizlik veya olumsuz düşüncelerdir. Her ikisi de kolaylıkla halledilir. Ayrıca herhangi bir yaştaki cinsel istek başka birçok faktörle etkilenir: sağlık, ilişki sorunları ve ilişkiler dışında birçok stres faktörleri gibi. 

    5. BİR ERKEK BİR KEZ KARISI TARAFINDAN UYARILMAMIŞSA, EŞİYLE BÜYÜK SEVİŞME SORUNLARI OLACAKTIR: YANLIŞ

    40 yaşından itibaren bir erkekte bir sertleşme oluşturmak için penisi doğrudan doğruya uyarmak gerekir. Orta yaşta bir sevişme sorunu varsa, neden yaşlanan vücut görünümünden çok ilişkilerdeki çatışmalardan kaynaklanabilir.Erkekler, kadınlarla psikolojik olarak daha fazla uyum içinde olurlarsa duygularını, cinsel anlatım yollarını ortaya koyarlar. Gençliklerinde yaşamadıkları derecede cinselliği yaşarlar, duygularını içlerinde saklamaktan ziyade ifade ettiklerinde daha tutkulu ve ihtiraslı olurlar.

    6. ERKEKLER CİNSELLİK AÇISINDAN 15-20 YAŞLARINDA EN YÜKSEK NOKTAYA ULAŞIRLAR:YANLIŞ

    Bu sertleşmeler yaşlılık dönemlerine oranla daha serttirler. Şayet inselperformansa sadece hızlı ve sert sertleşmelerle karar verilirse en yüksek

    nokta gerçekten gençlikte olur.

    Ancak cinselliği daha geniş sözcüklerle anlatırsak bir erkek iyi bir aşık olma,

    boşalma kontrolü ve farklı yollarla partnerini memnun etme yeteneğini yaş

    ilerledikçe kazanır.

    7. KADINLAR CİNSELLİK AÇISINDAN EN YÜKSEK NOKTAYA OTUZLARINDA ULAŞIRLAR:YANLIŞ

    Birçok kadın için, cinsellik otuzlarında en iyi durumdadır. Fakat kadınların cinselliğe yanıtları birçok kişinin yanlış şekilde inandıkları gibi 30’lu yaşlardan sonra bir plato oluşturup daha sonra azalmaz. Kadınların vücutları ile artmış uyumları ve sevişmede kendine olan güvenleri 30’lu yaşlardan sonra artmaya devam eder. Bir kadının orgazm kapasitesi bir çok kez orgazm olabilme yeteneği dahil olmak üzere yaşla azalmaz.

    8. GENÇLİK DÖNEMLERİNDE ORGAZMLAR ÇOK DAHA YOĞUN OLUR: YANLIŞ

    Birçoğumuz cinselliğin sadece gençliğe özgü olduğuna, o dönemde daha güzel olduğuna inanırız. Bu inanışın doğal sonucu olarak cinsellik gençler tarafından daha yoğun şekilde yaşanır. Bu inanış doğru değildir. Kadınlar çoğu kez orgazmları 40 yaşından sonra daha yoğun yaşadıklarını ifade ederler. Erkekler boşalma güçlerinin orta yaşta gençlik dönemlerinde olduğu gibi kuvvetli olmadığını fark ederlerken, tüm cinsel organlar dahil bedenin diğer bölümlerinde de daha yaygın orgazm hissederler. Sadece penis başı orgazmı yaşamazlar.

    9. KALP VE DİĞER FİZİKSEL SORUNLARI OLAN ERKEKLER VE KADINLARIN CİNSEL^AKTİVİTEDEN KAÇINMALARI GEREKİR: YANLIŞ

    Boston New England Deaconess Hastanesi’nde 1600 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada, cinsel ilişki sırasında bir kalp krizi geçirme riskinin, kabaca sabahleyin yataktan kalkma sırasında olabilecek bir kalp krizi riskine eşit olduğu saptanmıştır. National Institute of Aging’in direktörünün (Dr. Robert Butler) açıklamasına  göre, cinsel birleşme sırasında kalp krizi tüm koroner ölümlerin yüzde birinden daha azdır. Bunların yüzde 70’i de evlilik dışı ilişkilerde ve ilişkide stresin yüksek olduğu durumlarda görülür.Cinsel aktivite herkes için gerçekten çok iyi bir şeydir. Sevişmenin birçok fiziksel ve psikolojik yararları vardır. Stresi azaltmaktan, depresyonu önlemeye kadar.

    10. CİNSEL İLİŞKİNİN ORGAZM İLE SONLANMASI GEREKİR: YANLIŞ

    Hem erkekler, hem de kadınlar orgazm ile sonuçlanmayan sevişmeyi doyurucu bulurlar. Bazen çiftler yorgun olabilir veya acele işleri vardır.Öpüşmek, okşamak, sarılmak da isterler. Orgazm her zaman ulaşılması gereken bir hedef değildir. Gerçekten yaşlı aşıklar, orgazm olmaksızın ayrıntılı şekilde sevişirler.

    11. ORAL SEKS DAHA ÇOK GENÇLER İÇİNDİR: YANLIŞ

    Janus Report of Sexual Behavior ve Kinsey Institute New Report on Sex’e göre çiftler 40 yaşlarında 20’li yaşlara oranla daha fazla oral seks yaparlar.

    12. CİNSEL BİRLEŞME HEDEFLENMESİ GEREKEN TEK DAVRANIŞ ÇEŞİDİDİR: YANLIŞ

    Batı kültüründe cinsel ilişki eşittir, cinsel birleşmedir. Hint kitabı Kama Sutra’da bir çok sevişme şekilleri önerilmiştir. Ön sevişmeler, erkek ve kadının birbirine cinsel zevk vermek için yaptıkları her türlü cinsel oynaşma cinsel birleşme kadar zevk verir. Orta yaşı geçmiş erkekler, tıpkı kadınların istedikleri gibi, uyarılmak için dokunulmayı, öpüşmeyi ve okşamayı isterler. Hatta bazen cinsel organın oral yolla veya elle uyarılması daha fazla zevk verir.

     

    CETAD  (Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği)

    Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

    Psikiyatrist &  Psikoterapist

    CETAD Antalya Bölge Temsilcisi

    www.antalyaterapipsikiyatri.com

    www.antalyacinselterapi.com

    Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

    1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

    Tel: 0 (242) 316 98 99

    facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

    twitter.com/DrSevilayZorlu

     

  • YAŞLILIKTA CİNSELLİK: SIR DOLU SESSİZLİK YAŞ 70… İŞ BİTMİŞ...

    YAŞLILIKTA  CİNSELLİK: SIR DOLU SESSİZLİK

    YAŞ 70… İŞ BİTMİŞ DEĞİL!

    Dünya nüfusu her geçen gün yaşlanıyor. Ve, yaşlılıkta cinsellik, sırlarla dolu bir sessizliğe gömülü. Yaşlıların organik ve psikiyatrik hastalıkları pek çok araştırmaya konu olduğu halde, cinsel işlev bozuklukları üzerinde en az durulan konulardan birisi.

    Yaşlılar, gençlere oranla kendilerini daha az çekici buluyorlar ve cinsellikten zevk alma haklarının daha az olması gerektiğini düşünüyorlar. Yaş ilerledikçe ya cinselliği yaşamaktan vazgeçiliyor ya da iğrenç, çirkin ve yakışıksız bulunuyor. Oysa, cinsel açıdan doyumlu bir yaşlılık, bağımsızlık, özgüven duygularını yaşanmasını sağlıyor ve genç hissettiriyor.“Bu yaştan sonra mı…” demeyin. Yaşlanmak, cinselliği yaşamaya engel değil. Yeter ki yaş ilerledikçe fiziksel olarak nelerin değiştiğini bilin ve beklentileriniz gerçekçi olsun.Partneri olan erkeklerde cinsel birleşme sıklığı, 30-39 yaş arasında olanlarda haftada bir kez iken, 90-99 yaşları arasında olan erkeklerde sadece senede bir kez. Sertleşme yaşla belirgin olarak azalıyor. Ancak, yaşlılıkta cinsel aktivite sadece cinsel birleşme demek değil. Cinsel birleşmenin sayısı azalsa bile doyumlu bir cinsel yaşam mümkün. Yaşlıların, cinsellik konusunda yeterli bilgileri yok. Ve, cinselliği  konuşmaktan, cinselliği tartışmaktan rahatsız oluyorlar. Uzmanlar, iyi bir iletişim kurulduğunda yaşlıların konuşmaya hazır olduklarını gözlemliyorlar. Yaşlılar, toplumun genç üyelerine oranla daha az cinsel bilgiye sahip. Bu nedenle, cinsel eğitim sadece gençlere ve yetişkinlere değil, yaşlılara da verilmeli. Sağlıklı bir cinsel yaşam yaşlıların da hakkı.

    Yaşlılıkta cinselliği yaşayanlar…

    Duygusal yakınlığını koruyor

    Fiziksel zevki yaşıyor ve gereksinimleri doyuruyor

    Kendini genç hissediyor

    Toplumun yanlış kalıp düşüncelerine meydan okuyor

    Yeni bir cinsel kimlik oluşturabiliyor

    Bedenini fark ediyor ve beden değişikliklerine uyum sağlayabiliyor

    KİMLER YAŞLIDIR?

    Yaşlı, yakın zamana kadar cinselliğe karşı ilgisiz, fiziksel veya zihinsel hastalığı olması gereken, bağımlı ve pasif, ekonomik ve sosyal destek bekleyen bir birey olarak tanımlanırdı. Günümüzde yaşlılık, sosyal bilimcilerin, psikologların, biyologların, geriatristlerin ve geriatrik psikiyatristlerin araştırmaları ile yeni bir anlam kazanmaya başladı. 18. yy sonlarında ortalama yaşam süresi 35 idi. Bugünse 65 yaş yaşlılığın başlangıcı olarak tanımlanıyor. Uzmanlara göre, 65-75 yaş arasını erken yaşlılık, 75 ve üstünü ileri yaşlılık. 

     

    CETAD  (Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği)

    Uzm.Dr. Sevilay ZORLU

    Psikiyatrist &  Psikoterapist

    CETAD Antalya Bölge Temsilcisi

    www.antalyaterapipsikiyatri.com

    www.antalyacinselterapi.com

    Şirinyalı Mh. İsmet Gökşen Cad.

    1528 S. Şahbaz Apt. K:2 D:5

    Tel: 0 (242) 316 98 99

    facebook.com/antalyaterapipsikiyatri

    twitter.com/DrSevilayZorlu

     

Bize Sorun
Adınız Soyadınız :
Yaş :
Şehir :
E-Posta :
Sorunuz :

Ziyaretci Defteri

İstatistik
Çevrimiçi :
7
Günlük :
91
Haftalık :
366
Aylık :
1572
Copyright © 2013 Antalya Terapi Psikiyatri. Web Programlama - Tepe Web Tasarım . Her hakkı saklıdır. Petspedi